
Bloga teknik nedenlerden dolayı 4 aydır ara vermiştim arayı kapatmaya çalışıcam artık...
May the wind always be at your back, and the sun always upon your face, and may the wings of destiny carry you aloft to dance with the stars..George Jung. Blow

Filmin orjinali bu ,1978 yapımı ve İtalyan sinemasına ait. Tarantino her zamanki gibi hikayeyi almış, biraz süslemiş,başrol oyuncusu olarak Brad Pitt'i koymuş,üzerinede hollywood efekti serpiştirince ortaya yeni hali çıkmış. Unuttum bir de a yerine e kullanıp basterds olarak değiştirmesi var. Yukarıda ki afişte "Tarantinos kommande storfilm" demesinin sebebi,Tarantino'nun en çok beğendiği top 20 filmi içinde olup piyasaya da bu şekilde lanse edilmesinden kaynaklanıyor. Yeni Inglorious Basterds tipik Tarantino formatında geçen ;yer yer güldüren, yer yer bitse de gitsek diye etrafınıza baktıran bir film. İmdb kapıyı 8.9 la açmıştı , biraz önce baktım 8.4'e gerilemiş,7.4 lere kadar düşer diye tahmin ediyorum. Filmden daha çok yeni bir aktörü izleme fırsatı yakaladığım için heyecanlandım.Ortadaki resimde gözüken adamdan bahsediyorum: Christoph Waltz. Bu adamı bundan sonra çok görücez gibi bir his var içimde. Siması çok tanıdık olmasına rağmen geçmişinde ki hiç bir filmi izlememisim,utandım,daha önce nasıl hollywood'a çekememişler aklım almadı. Filmin 2. dakikasında sazı eline alıp,sonuna kadar izlenemenize neden olan adam gerçekten. Bir yemek yeme sahnesi var akıllara ziyan..Filme sırf bu adamı izlemek için düşünmeden gitmenizi öneririm.Bu arada filme kanyon da gittim,iyice saçmalamaya başladılar,zaten 21:30 olan seans abuk subuk reklamlar yüzünden 21:50 de başlıyor, o da yetmedi filmin ikinci yarısı görevli arkadaşın eli artık neyle doluysa 4 dakika boyunca filmi yer yer kafalar yer yer de alt yazı olmadan ışıklar eşliğinde seyrettirdi bize.Tebrik ediyorum kendisini...
Biraz yavas basliyor film,fakat sonradan gerekli hızı yakalıyor.Degişik bir mizah işlenmiş ve Collin Farrel olağanüstü oynuyor; dengesiz,agresif ve komik denilicek kadar saf bir karakter yaratmış.Mimikleri hiç durmuyor. Film, 2 tetikçinin görev sonrası Bruge de saklanmalarını dram ve komedi olarak anlatıyor. Ralp Fiennes de büyük patron rolünde çok başarılı bir performans sergiliyor. In Bruges , Pride and Glory den önce çekilmiş,Collin Farrel bu kadar kaliteli bir filmden sonra Pride and Glory gibi ucuz amerikan filmini nasıl kabul etmiş anlamadım. İmdb.com daki notu 8.1, hakkını vermişler yani.Bence kaçırmayın ve mutlaka izleyin.jpg)

Güneşi Gördüm filminin, başarılı olma nedenleri arasında en fazla pay sahibi olan etken senaryosu gibi duruyor,fakat durum biraz daha farklı.Kısa kısa yazıyım dedim,anlayana....
81.Oscar Törenlerinde en büyük tepkiyi alan olay;Dark Night'ın en iyi filmler kategorisinde aday gösterilmemesi. Ödüllere 1 gün kala bile herkes hala aynı şeyi tartışıyor, bu nasıl olur diye?. Bana göre Benjamin Button eğer aday gösteriliyorsa, Dark Night'ın 3 kere gösterilmesi gerekir.Filmi genel olarak baştan sona hatırlamaya çalışın,ne kadar iyi bir kurgusu ve senaryosu var.Batman karakterine ,kötü versiyonlarından sonra tekrar hayat verdi bir nevi. 1990 sonrası çekilen ve Jack Nicholson'ın oynadığı Batman hariç serinin tamamı fiyaskoydu.Batman Begins tekrar insanlara heyecan vermeye başladı ve Dark Night bunu zirveye çıkardı. Filmin Oscar'a aday gösterilmeme sebebi, biraz vizyona giriş tarihi ile alakalı. Film 18 Temmuzda vizyona girdi ve üstünden 6 aya yakın zaman geçti.Genelde Oscar'a aday filmleri, tören den bir kaç ay önce vizyona sokmaya çalışırlar,bu kez bunu yapmadılar ve bedelini bu şekilde ödüyorlar.





Bafta:The British Academy of Film and Television Arts sahipleri belli oldu. Oscar'ın bir nevi provası niteliğindeki törende korktuğum başıma gelmedi ve en iyi film ödülü Slumdog Millionaire'in oldu. Ben bu film biraz Bollywood yapımı gibi durduğu için harcarlar zannediyordum, ama ne Golden Globe'da ne de BAFTA ödüllerinde hakkını yemediler,helal olsun. Bu ödülün yanında; en iyi yönetmen(Danny Boyle), en iyi özgün senaryo,en iyi uyarlama senaryo,en iyi film müziği ve en iyi kurgu dahil 6 ödülün sahibi oldu. En iyi erkek oyuncu ödülünü Mickey Rourke, The Wrestler filmi ile aldı. Ben hala izlemedim ama herkes çok iyi olduğunu söyledi,en kısa zamanda izlemek istiyorum. En iyi kadın oyuncu ödülü de: The Reader'la Kate Winslet'e gitti.Bunu da izlemedim:) kardeşim ne biçim blog hiç birini izlememişşin yazıyorsun demeyin, film izlemek futbol maçı izlemeye benzemiyor, öle arka planda dursun olmaz..En iyi yardımcı erkek oyuncu tabiki Heath Ledger'ın oldu,Oscar törenlerinde de aynısının olucağına kesin gözüyle bakılıyor. En iyi yardımcı kadın oyuncu ise Barcelona'daki performansı ile Penelope Cruz'un oldu. E peki Benjamin Button'a ne kaldı? diye sorarsanız; en iyi makyaj ve görsel efekt gibi 3 ödül almış. Bu tablo Oscar'da biraz daha Benjamin Button'a doğru kayar diye tahmin ediyorum ne de olsa anavatanı,bakalım. 







Fernando Meirelles son yıllarda en çok beğendiğim ve her filmini büyük bir merakla beklediğim bir yönetmen oldu. City of God ı ilk izlediğimde çok etkilenmiştim. Ardından City of Men geldi.Normalde devam filmleri başarısız olur fakat bambaşka bir konu ile yine çok başarılı oldu Meirelles. Son olarak ta Constant Gardener la hiç bir filminin tesadüfen iyi olmadığını ispat etti. Filmlerindeki en büyük başarıyı izleyiciyi sanki karakterlerle birlikte yaşıyor havası vermesinde buluyorum. Görsel efekt yerine doğa ve çevre temasını sıkça kullanması bunun nedenlerinden biri. Mekan seçimi olarak zoru seviyor ve herzaman anlatmak istediği hikayenin göbeğinde çekiyor filmini.City of God ve City Of Men, Brezilya ghetto larındaki yaşananlardan yola çıktığı için Meirelles 2 filmide Brezilya daki ghettolarda çekmiş. Constant Gardener'da ise bu kez Afrika yollarını tutmuş. Film ilaç şirketlerinin Afrikayı nasıl yardım adı altında sömürdüğünü çarpıcı şekilde anlatıyor. Filmdeki oyuncuların hepsi aylarca Afrikada kalıp oranın yerli halkınında yardımıyla filmi beraber çekmişler. Oyuncu seçiminde de diğer yönetmenlerden birazda daha aşırıya kaçıp lokal halktan çokça figuran hatta yardımcı oyuncu yaratıyor.Bu arada söylemeden geçmek olmaz Constant Gardener daki rolüyle Rachel Weisz "en iyi yardimci kadin oyuncu" Oscarini da alı. En yeni filmi Blindness i daha izlemedim onu da izlediğim zaman mutlaka yer ayırıcam. 3 filmde bana göre mutlaka izlenmesi gereken filmler arasında.Meraklılarına duyurulur...
Little known fact: The Turkish Director's Cut featured Shelly Duvall and swashbuckling zombies. Seriously, can you fuck up the poster for a Jack Nicholson classic any worse than this?
Aynı yönetmen, aynı başrol oyuncusu, farklı iki dram var karşımızda. İki filmin yönetmeni de Gabriele Muccino. Pursuit of Happyness ı cok beğenmiştim, bana göre gayet başarılı,insanı içine sürükleyen bir filmdi. Will Smith te rolün hakkını fazlasıyla vermekle kalmayıp,dram filmlerinde de ne kadar başarılı olabiliceğini göstermisti. Seven Pounds da ise farklı bir durum söz konusu. Film gerçekten güzel kurgulanmış, senaryosu da kuvvetli çünkü sonunu merakla bekletiyor insana.Will Smith in canlandırdığ karakter nedir? neyin nesidir ? sonuna kadar içinizi yiyor. Farklı olan ise Seven Pounds ta oyunculuk olarak Woody Harrelson ve Rosario Dawson un Will Smith ten daha ön plana çıkmış olmaları. Ozellikle Woody Harrelson kör ve temiz kalpli insan karakterini çok iyi oynuyor. Film genel olarak güzel bir dram, insanin hayatında yaptığı hataları bir nebze olsun duzeltmek için nelerinden vazgectiği çarpıcı şekilde ortaya konmuş. En çok ilgimi çeken sahne ise deniz anasının olduğu bölüm. Değişik ve ilginç bir yöntem, kimin aklına gelmiş çok merak ettim. İzleyenler anlamıştır, izlemeyenler için daha fazla bir şey söylemiyorum. Son olarak film için mutlaka izlenmeli diyemiycem açıkçası ama izlendiğinde zamanınızı iyi geçirmiş olursunuz diyebilirim. Pursuit of Happyness ı beğendiyseniz buna da bir göz atın. 
Acıkcasi izlemek icin 1 haftadir can atıyordum ve buyuk heyecanla bekledim.Sonucta Golden Globe aldı ve buyuk ıhtımalle Oscar ı da yanına ekliycek. Film Hintli bir cocugun turkiyedeki adıyla "Kim 500 milyar ister" adlı yarısma programında kı basarısının sırrını anlatıyor.Film Jamal Malik adllı gencın polis tarafından sorgulanması ile basliyor. Zira basarısı biraz supheli, ghettolardan gelmis egitimsiz cayci bir gencin nasıl olupta soruları dogru bilmesi herkesi basta yarısmanın sunucusunu merak icinde bırakıyor.Kurgusu, senaryosu ve oyunculugu neredeyse mukemmel.Film bastan sona insanı icine cekiyor ve sonunda gercekten yarısmayı ızlermıscesıne strese sokuyor. Filmin yonetmenleri Danny Boyle ve Hintli Loveleen Tandan. Danny Boyle u daha oncekı ıkı super filmden hatırlıyorsunuz "The Beach" ve efsane "Trainspotting". Mutlaka izlenmesi gereken bir film diye dusunuyorum zira yılın en iyi filmi olabilir.