21 Şubat 2009 Cumartesi

photoshop+mizah



Ayıp..

81.Oscar Törenlerinde en büyük tepkiyi alan olay;Dark Night'ın en iyi filmler kategorisinde aday gösterilmemesi. Ödüllere 1 gün kala bile herkes hala aynı şeyi tartışıyor, bu nasıl olur diye?. Bana göre Benjamin Button eğer aday gösteriliyorsa, Dark Night'ın 3 kere gösterilmesi gerekir.Filmi genel olarak baştan sona hatırlamaya çalışın,ne kadar iyi bir kurgusu ve senaryosu var.Batman karakterine ,kötü versiyonlarından sonra tekrar hayat verdi bir nevi. 1990 sonrası çekilen ve Jack Nicholson'ın oynadığı Batman hariç serinin tamamı fiyaskoydu.Batman Begins tekrar insanlara heyecan vermeye başladı ve Dark Night bunu zirveye çıkardı. Filmin Oscar'a aday gösterilmeme sebebi, biraz vizyona giriş tarihi ile alakalı. Film 18 Temmuzda vizyona girdi ve üstünden 6 aya yakın zaman geçti.Genelde Oscar'a aday filmleri, tören den bir kaç ay önce vizyona sokmaya çalışırlar,bu kez bunu yapmadılar ve bedelini bu şekilde ödüyorlar.

En Kötü 100 Film..



Bu liste imdb.com da var,bende burayı baz aldım zaten. Anket bu sitede filmlere verilen oylara göre düzenlenmiş.Dünya da zaten çok yaygın ve kullanılan bir site,yavaş yavaş Türkiye'de de tanınmaya başlandı ve kullananı çok var.Listeyi inceledim acaba Türk filmi varmıdır diye ve bu 3 film karşıma çıktı. Şaşırmadım, aksine çok sevindim.Ülkemizde de artık kötü filmlere prim verilmemesi yeşilçam için iyi bir gelişme.Zira bu filmlerin  çoğu magazin dünyasından insanların oynaması ile gündeme geliyor.Diğer ilginç olan ise 3 filmin ortak özelliği; başrol oyuncusunun Mehmet Ali Erbil olması.Ben çok sıkıldım bu adamdan ve galiba herkes aynı görüşte.Hep aynı karakter,aynı espriler,aynı el kol hareketleri ve mimikler.Komik bir yanı da yok,tam tersi itici gelmeye başladı. Dünyayı kurtaran adamın oğlu filminin kalkıp orjinali olan ve senelerce amerika da ve avrupa da absürdlüğü yüzünden kült olan "Dünyayı Kurtaran Adam" filmini geçmesi daha rezil bir durum. İnsan yaptıktan sonra bir izler,ben olsam arkadaşlarıma izletmeye utanırım. Listenin diğer bir ilginç yönü var: bu 100 filmin 50 tanesinin yapım yılı 1990 ve sonrası.Güzel filmler çıkarken,bir yandan da film çöplüğü başladığının göstergesi.Listenin linkini aşağıya koyuyorum belki izlediğiniz film vardır,bir göz atın...

Oscar'a Doğru...

81.Oscar Ödül Törenine 1 günden az bir süre kaldı. Ödüllerin verilmesine 2 gün kala internet sitelerine bomba bir haber düştü ve Oscar'ı alanların belli olduğu iddia edildi,hemde listesiyle beraber. News.com.au adlı sitedeki habere göre en iyi erkek oyuncu "Mickey Rourke", en iyi kadın oyuncu "Kate Winslet" , en iyi film "Slumdog Millionaire" ve en iyi yönetmen de yine Slumdog Millionaire ile "Danny Boyle"un. Sitedeki haberi Akademi sözcüsü hemen yalanlamış fakat çok büyük bir süpriz çıkmazsa zaten ödüllerin bu kişilere gitmesi yüzde 90. Benim gönlümden geçen de bu yönde ama daha önce söylediğim gibi Benjamin Button'ı her an araya sıkıştırabilirler gibi geliyor. Tören pazar günü Türkiye saati ile 01.00 de başlıyor,cnbc-e den canlı izleyebilirsiniz.

17 Şubat 2009 Salı

8.İstanbul AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali başladı..

Bu yıl 8.düzenlenen İstanbul AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali 14 Şubat'ta başladı ve 22 sine kadar devam edicek.Blogda yaşanan kısa süreli bir sorun yüzünden, geç duyurmak durumunda kaldım,kusura bakmayın. Festival 12 Bölüm altında toplanmış: Keşif,Hit Filmler,Kuzey Işıkları(iskandinav filmleri),Karşı sesler,Fantastik Filmler,Tek Planda Dünya,Amerikadan Yeniler,Senden Başla,Gokkusağı,Kült,Nöbetçi Sinema ve Kısalar. Festivalde Türk Sinemasından Yakın Plan Kürtler(Yüksel Yavuz) ve Bıyık Altından:Türkiye'den Kısalar gibi filmler var.Etkinlikle ilgili detaylı bilgi için http://www.2009.ifistanbul.com/ a girebilirsiniz.

10 Şubat 2009 Salı

Colonel Claus von Stauffenberg

Gerçek albayla, Tom Cruise arasındaki benzerlik.Yanlış hatırlamıyorsam MI2 için burnunu bile yalandan kırdırtmıştı, bu sefer gerek kalmamış..

Operation Valkyrie

Filmden çıkınca kime söylediysem "Valkyrie" e gittiğimi,hemen abi güzelmiydi diye sordu insanlar.Belli ki bir tutarsızlık var çıkanların söylediklerinde.Ya çok güzel film mutlaka gidin demişler, ya da bayık öle çok güzel değil. Ben filme farklı yaklaştım ilk yarıdan sonra.Belgesel tadında izlenilmesi gereken bir film diye düşünüyorum.Sonuçta olay belli; başarısız bir suikast eylemi ama yapılan kişi Hitler olunca insan merak ediyor. Film okuduklarıma göre orjinal hikayenin dışına fazla çıkılmadan çekilmiş.Yönetmen Brian Singer daha önce Apt Pupıl(1994) gibi çarpıcı bir Nazi filmi çekmişti bu sefer saf değiştirmiş. Genel olarak insanlara o dönemde herkesin bu soykırımı onaylamadığını ve rahatsızlık duyduğunu kanıtlamak istemiş.Bunu yapanların başında ordunun en üst rütbelilerinden en düşüğüne kadar insanlar var. İmdb'de 7.4 almış şimdilik ve bence tam hakettiği bir not,umarım zamanla çok fazla oynamaz.Eğer belgesel izlemeyi seviyorsanız, o zaman filme; Hitler'e yapılan suikast planını başarılı bir canlandırması olarak bakın. Filme sıkıcı demenin bi manası yok, çünkü sıkıcı olan gerçekten düzenlenmiş ama başarısız olmuş suikast planı demekle aynı anlamı taşıyor.Bugune kadar onlarca 2.Dünya Savaşı izledik;hep soykırım,işkence ve savaş sahneleriyle doluydu, bu biraz daha farklı ve politik yaklaşmış.Tom Cruise'u sonunda aptal MI filmlerinden başka adam gibi bir filmde izleme şansımız oldu ama oyunculuğunda bir değişim yok.Her an bir yerden atlayıp bir şeyler yapıcak izlenimindeydim bütün film.Genel olarak normal bir oyunculuk.Dediğim gibi filme gidicekseniz bir nevi belgesel,canlandırma olarak gidin.Bu gözle izlediğiniz zaman film gayet güzel ve iyi çekilmiş.Hem zevk almış,hem de biraz tarih bilginiz artmış oluyor:)

8 Şubat 2009 Pazar

BAFTA

Bafta:The British Academy of Film and Television Arts sahipleri belli oldu. Oscar'ın bir nevi provası niteliğindeki törende korktuğum başıma gelmedi ve en iyi film ödülü Slumdog Millionaire'in oldu. Ben bu film biraz Bollywood yapımı gibi durduğu için harcarlar zannediyordum, ama ne Golden Globe'da ne de BAFTA ödüllerinde hakkını yemediler,helal olsun. Bu ödülün yanında; en iyi yönetmen(Danny Boyle), en iyi özgün senaryo,en iyi uyarlama senaryo,en iyi film müziği ve en iyi kurgu dahil 6 ödülün sahibi oldu. En iyi erkek oyuncu ödülünü Mickey Rourke, The Wrestler filmi ile aldı. Ben hala izlemedim ama herkes çok iyi olduğunu söyledi,en kısa zamanda izlemek istiyorum. En iyi kadın oyuncu ödülü de: The Reader'la Kate Winslet'e gitti.Bunu da izlemedim:) kardeşim ne biçim blog hiç birini izlememişşin yazıyorsun demeyin, film izlemek futbol maçı izlemeye benzemiyor, öle arka planda dursun olmaz..En iyi yardımcı erkek oyuncu tabiki Heath Ledger'ın oldu,Oscar törenlerinde de aynısının olucağına kesin gözüyle bakılıyor. En iyi yardımcı kadın oyuncu ise Barcelona'daki performansı ile Penelope Cruz'un oldu. E peki Benjamin Button'a ne kaldı? diye sorarsanız; en iyi makyaj ve görsel efekt gibi 3 ödül almış. Bu tablo Oscar'da biraz daha Benjamin Button'a doğru kayar diye tahmin ediyorum ne de olsa anavatanı,bakalım.

6 Şubat 2009 Cuma

Korkuyorum Anne


Şimdiye kadar hep yabancı filmlerden bahsettik,biraz da güzel Türk filmlerine yer verelim dedim.Korkuyorum Anne diğer bir adıyla (İnsan nedir ki?) izlediğim en neşeli ve komik filmlerden biri.Türkiyede çekilen komedi filmlerinden farklı bir havası var ve yeni bir tarz yaratmış.Film Ali'nin bir kaza sonucu hafızasını geçici olarak kaybetmesi ile başlıyor.Annesini küçük yaşta kaybettiği için Ali ile babası ve apartman sakinleri ilgileniyor, ama komedi ve olaylarda burdan sonra zaten. Ali babası hariç herkesi hatırlıyor ve onlarla konuşuyor ama iş babasına gelince garip bir hal takınıp uzak duruyor.Babası da haliyle bu duruma delleniyor:) Hakikaten içinizde acaba nasıl çıkar endişesi olmadan almanızı tavsiye ettiğim bir film.2004 te İstanbul Uluslararası Film Festivalinden ödülü de var.Böyle söyleyince korkmayın film hiç ağır değil çok akıcı ve insanı kahkalarla güldürerek gidiyor.e peki niye hiç duymadık? diye soruyorsanız hangi güzel Türk filmini bugüne kadar duyduk ki diye cevap verebilirim.(Gemide,Lalelide bir azize,5 vakit)Çoğu film gişe kaygısı ve Hollywood yapımları yüzünden Taksimde ki sinema salonlarından öteye gidemiyor maalesef ,sonrada ödül alınca aaa hiç duymadık oluyor.Korkuyorum Anne'de iki tane şahane oyunculuk var; biri Ali yani Ali Düşenkalkar(can söylemişti inanmamıştım o olduğuna),diğeri de babası rolündeki Köksal Engür. Şuan kim olduğunu çıkaramadınız doğal olarak ama görünce tanıycaksınız mutlaka.Yönetmeni Reha Erdem,5 vakitle aynı. Türk sinemasının en iyi filmlerinden biri diyebilicek kadar ileri gidiyorum bu film için. D&R larda dvd si mevcut mutlaka alın ve izleyin..

Cem Yılmaz ve yeni projesi..

Cem Yılmaz yeni projesini açıkladı: Süper Adam. Filmin senaryosunu taslak olarak açıklamış.1960 larda geçicek olan öyküde Süper Adam daha işi tam oturtamamış, yerden sadece 40 cm yükselebilen bir karakter olucakmış. Arabası olarak ta 1961 yılında yapılan ilk Türk otomobili Devrim'i düşünüyormuş.Valla Cem Yılmaz'ın her projesi Türkiye standartları üstünde olduğu için insanı ister istemez bir heyecan kaplıyor ama ben hala "Herşey çok güzel olucak" filminin devamını bekliyorum.Böyle bir proje olduğunu da daha önce açıklamıştı sonra yalan oldu.İsmi bile belliydi: "Herşey çok güzel oldu".Şahsen o filmdeki "Altan" karakterini G.O.R.A ve A.R.O.G daki "Arif" ten daha iyi ve komik bulmuştum.Cem Yılmaz'a daha bir oturmuştu. "Arif" daha bir suni ve zorlama geliyor bana.Bakalım yeni filmindeki karakter nasıl olucak.. 

5 Şubat 2009 Perşembe

Hırsız var..

Bu arada yeni okudum, starpulse.com un haberine göre İtalyan bir yazar Benjamin Button'un yapımcılarını mahkemeye vermiş, gerekçesi: hırsızlık.Senaryonun 1921 yılında ünlü yazar F.Scott Fitzgerald'ın kısa öyküsünden çalındığını iddia ediyorlar. Daha da ötesi Adriana Pichini adlı İtalyan yazar bu senaryoyu 15 yıl önce yazdığını ve İtalya'da 1994 yılında notere kaydettiğini söylemiş.Sanıklar; Warner Bros. ve Paramount Pictures...

The Curious Case of Benjamin Button


Bu yılın en ilginç senaryosuna sahip film olduğu bir gerçek. 160 dakika boyunca sıkılmadan tersten bir hayat hikayesi izliyorsunuz Benjamin Button da. Senaryosunu sağır sultan bile bildiği için anlatmama gerek yok. Bu yıl 22 şubatta gerçekleşicek olan 81. Oscar töreninde; en iyi yönetmen,en iyi aktör ve en iyi özgün senaryo dalları dahil 13 dalda Oscar a aday. Filmi izlerken aklıma neden bilmiyorum ama hep Forrest Gumpla olan benzerlikler geldi. İkisinde de normal insanlardan farklı olan karakterlerin, hayatlarına kendileri dışında yön verilmesi ve seçtikleri değil, onlar için seçilmiş hayatları yaşamaları çok benzer. Bunun dışında 2 filmde büyük bir zaman aralığında geçiyor ve tarihi olayların hayatlarındaki etkisi gösteriliyor. Son olarak ikisindede karşılıksız ve saf bir aşk hikayesi var. Aralarındaki en büyük fark ise oyunculuk. Tom Hanks Forrest Gump ta harikalar yaratarak tartışmasız bir oyunculuk sergilemişti. Aynı şeyi Brad Pitt için söylemekte zorlanıyorum. Bir kaç forumda okuduğum yazılar genelde aynı yönde;Brad Pitt oyunculuğunu bir kademe daha yükseltti. Ben katılmıyorum,bunu söylerken ki amacım oyunculuğunu beğenmemekten değil. Film tam bir makyaj harikası, izlerken bazı yerlerde Brad Pitt i tanımakta zorluk çekiyorsunuz ve çok etkileniyorsunuz, ama bunun oyunculuğu ile bir alakası olmamasına rağmen insanlarda oyunculğu çok muhteşem gibi bir etki bırakıyor. Twelve Monkeys ve Seven daki performansı Benjamin Button dan kat kat daha iyi olmasına rağmen Oscarı alamamıştı. Cate Blanchett filmde bana göre harikalar yaratan bir performans sergilemiş fakat Oscar adayları arasında yok, ilginç.Filme genel olarak söylenebilicek çok söz yok, zaten klasik bir başyapıt olmasına kesin gözüyle bakılıyor ve hakediyorda. Bu sene ya Slumdog Millionaire'e yazık olucak ya da Benjamin Button'a. Film Türkiye de 6 şubat ta, yani bu cuma vizyona giriyor mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.

3 Şubat 2009 Salı

İyi polis,Kötü polis


Hani bari filmin başında belli olmasa kimin iyi kimin kötu polis olduğu belki biraz daha heyecanlı olabilirdi. Filmin daha kapağına baktığınızda anlıyorsunuz herşeyi. Colin Farrel her zamanki gibi dengesiz ve kötü rolünde,ona karşı Edward Norton ise iyi ve dürüst polis. Filmin senaryosu çok küçük ve basit bir olay üstüne kurulu. Polis teşkilatında uyuşturucu parasını cebine atanlar,kötü bir baskın ve işlerin sarpa sarması kısaca. Pride and Glory hiçbir dakikasında vasatın üstüne çıkamıyor bence .Zaten kim iyi kim kötü belli, saçma ve gereksiz sahnelerle filmi uzatmışlar ama bir heyecan koyamamışlar. Filmin ilk 45 dakikasından sonrasını 3 oyuncunun hatrına izledim;Colin Farrel,Edward Norton ve John Voight.Daha garip olan ise bazen 10 dakikaya yakın Edward Norton'ı veya Colin Farrel'ı göremiyorsunuz çünkü o sırada yönetmen daha abuk şeyler bulmuş çekmek için. Yönetmenin geçmişine baktım; ne aktor olarak, ne yapımcı olarak, ne de yönetmen olarak daha önce kayda değer birşey yapmamış aklımızda kalan, ondan ismini dahi yazmıycam:). Filmden aklımda kalan tek güzel şey; sonundaki bar kavgasında çalan irlanda müziği. Orda da Edward Norton la Colin Farrel kedi köpek gibi kavga ediyorlar. O sahne bile vasatın üstüne çıkamıyor. Bence 2 seneye kalmaz show tv bu filmi alır, gece 12 den sonrada tv de ilk kez diye yayınlar... 

Mutlaka izlenmesi gerekenler



Fernando Meirelles

Fernando Meirelles son yıllarda en çok beğendiğim ve her filmini büyük bir merakla beklediğim bir yönetmen oldu. City of God ı ilk izlediğimde çok etkilenmiştim. Ardından City of Men geldi.Normalde devam filmleri başarısız olur fakat bambaşka bir konu ile yine çok başarılı oldu Meirelles. Son olarak ta Constant Gardener la hiç bir filminin tesadüfen iyi olmadığını ispat etti. Filmlerindeki en büyük başarıyı izleyiciyi sanki karakterlerle birlikte yaşıyor havası vermesinde buluyorum. Görsel efekt yerine doğa ve çevre temasını sıkça kullanması bunun nedenlerinden biri. Mekan seçimi olarak zoru seviyor ve herzaman anlatmak istediği hikayenin göbeğinde çekiyor filmini.City of God ve City Of Men, Brezilya ghetto larındaki yaşananlardan yola çıktığı için Meirelles 2 filmide Brezilya daki ghettolarda çekmiş. Constant Gardener'da ise bu kez Afrika yollarını tutmuş. Film ilaç şirketlerinin Afrikayı nasıl yardım adı altında sömürdüğünü çarpıcı şekilde anlatıyor. Filmdeki oyuncuların hepsi aylarca Afrikada kalıp oranın yerli halkınında yardımıyla filmi beraber çekmişler. Oyuncu seçiminde de diğer yönetmenlerden birazda daha aşırıya kaçıp lokal halktan çokça figuran hatta yardımcı oyuncu yaratıyor.Bu arada söylemeden geçmek olmaz Constant Gardener daki rolüyle Rachel Weisz "en iyi yardimci kadin oyuncu" Oscarini da alı. En yeni filmi Blindness i daha izlemedim onu da izlediğim zaman mutlaka yer ayırıcam. 3 filmde bana göre mutlaka izlenmesi gereken filmler arasında.Meraklılarına duyurulur...

2 Şubat 2009 Pazartesi

Biraz daha..



ilk resim Ghostbusters filmi için yapılmış, ülke Çek Cumhuriyeti. Diğer 2 afiş ise Star Wars için Ruslarin yaptığı.Hepsi komedi

Şaşırtıcı Afişler

Little known fact: The Turkish Director's Cut featured Shelly Duvall and swashbuckling zombies. Seriously, can you fuck up the poster for a Jack Nicholson classic any worse than this?

İnternette gezerken şans eseri gördüm.En çarpıcı 20 tane film posteri seçmişler değişik ülkelerden.Çoğu doğu avrupa ülkerinden ve genelde Star Wars la ilgili. Tabiki Türkiye bu afişle 16.sıradan girmiş..Afiş laf değil kim yaptıysa:)


Filmdeki danua çok güzel bu arada....

Seven Pounds vs Pursuit of Happyness




Aynı yönetmen, aynı başrol oyuncusu, farklı iki dram var karşımızda. İki filmin yönetmeni de Gabriele Muccino. Pursuit of Happyness ı cok beğenmiştim, bana göre gayet başarılı,insanı içine sürükleyen bir filmdi. Will Smith te rolün hakkını fazlasıyla vermekle kalmayıp,dram filmlerinde de ne kadar başarılı olabiliceğini göstermisti. Seven Pounds da ise farklı bir durum söz konusu. Film gerçekten güzel kurgulanmış, senaryosu da kuvvetli çünkü sonunu merakla bekletiyor insana.Will Smith in canlandırdığ karakter nedir? neyin nesidir ? sonuna kadar içinizi yiyor. Farklı olan ise Seven Pounds ta oyunculuk olarak Woody Harrelson ve Rosario Dawson un Will Smith ten daha ön plana çıkmış olmaları. Ozellikle Woody Harrelson kör ve temiz kalpli insan karakterini çok iyi oynuyor. Film genel olarak güzel bir dram, insanin hayatında yaptığı hataları bir nebze olsun duzeltmek için nelerinden vazgectiği çarpıcı şekilde ortaya konmuş. En çok ilgimi çeken sahne ise deniz anasının olduğu bölüm. Değişik ve ilginç bir yöntem, kimin aklına gelmiş çok merak ettim. İzleyenler anlamıştır, izlemeyenler için daha fazla bir şey söylemiyorum. Son olarak film için mutlaka izlenmeli diyemiycem açıkçası ama izlendiğinde zamanınızı iyi geçirmiş olursunuz diyebilirim. Pursuit of Happyness ı beğendiyseniz buna da bir göz atın. 





1 Şubat 2009 Pazar

Vizyondakiler

Changeling- yönetmen: Clint Eastwood oyuncular: Angelina Jolie,Micheal Kelly  imdb: 8.1

Valkyrie - yönetmen: Bryan Singer     oyuncular:Tom Cruise, Kenneth Branagh imdb: 7.5

Pride and Glory-  yönetmen: Gavin O'Connor oyuncular: Edward Norton, Colin Farrel imdb:7.0

Kirpi- yönetmen: Erdal Murat Aktas oyuncular: Guven Kırac, Mazhar Alanson imdb: henuz yok

Frost/Nixon yönetmen: Ron Howard oyuncular: Frank Langelia,Sam Rockwell,Kevin Bacon imdb:8.1

Henuz hicbirini izlemedim, aralarından ilk hangisini izlemek istersin diye sorarsınız zor bir karar ama 1 senedir valkyrie nin afislerini tom cruise un tek gözlü fotoğlarını gazetelerde boy boy görduk ondan merakım buyuk.



Taken


Box Office te 1. sırada,yerini hakettıgını dusunuyorum, zaten Liam Neeson oynuyor baska soze gerek yok..

Slumdog Millionaire


Acıkcasi izlemek icin 1 haftadir can atıyordum ve buyuk heyecanla bekledim.Sonucta Golden Globe aldı ve buyuk ıhtımalle Oscar ı da yanına ekliycek. Film Hintli bir cocugun turkiyedeki adıyla "Kim 500 milyar ister" adlı yarısma programında kı basarısının sırrını anlatıyor.Film Jamal Malik adllı gencın polis tarafından sorgulanması ile basliyor. Zira basarısı biraz supheli, ghettolardan gelmis egitimsiz cayci bir gencin nasıl olupta soruları dogru bilmesi herkesi basta yarısmanın sunucusunu merak icinde bırakıyor.Kurgusu, senaryosu ve oyunculugu neredeyse mukemmel.Film bastan sona insanı icine cekiyor ve sonunda gercekten yarısmayı ızlermıscesıne strese sokuyor. Filmin yonetmenleri Danny Boyle ve Hintli Loveleen Tandan. Danny Boyle u daha oncekı ıkı super filmden hatırlıyorsunuz "The Beach" ve efsane "Trainspotting". Mutlaka izlenmesi gereken bir film diye dusunuyorum zira yılın en iyi filmi olabilir.

Gran Torino



Bu filmi dun aldım ve büyük heyecanla eve geldim. Sonuçta bir Clint Eastwood filmi ve imdb.com da 8.5 gibi iddali bir oy almış. Filmin yönetmeni, yapımcısı ve başrol oyuncusu kendisi. Belkide büyük beklentilerimden dolayı açıkçası biraz hayal kirikligina uğradım. Filmin senaryosu baslarda iyi olmasına ragmen ,ortalarından itibaren gozle gorulur bir şekilde sıradanlaşmaya başlıyor ve sonunu tahmin etmek gerçekten kolay. Oyunculuk konusunda ise Clint Eastwood dısında ciddi bir sorun var özellikle Thao karakterinde bence birazda daha özen gösterebilirlerdi. Genel olarak ağir gidiyor film ama sıkmıyor, sonunu bile bile izliyorsunuz tek lades bu. Bana gore imdb.com daki 8.5 fazla overrated, Clint Eastwood hatrına verilmiş kokusu var, insanı çok buyuk beklentiler içine sürükleyip sonunda kızıyorsunuz  bu mu yani diye. Film adini 72 model bir arabadan alıyor fotoğrafı yukarda.. 

Merhaba

Öncelikle sunu belirtmek istiyorum ki bu blog bir nevi deneme benim için. Blog okumaya yeni başlamış bir insan olarak çok hoşuma gittiğini söylebilirim. Uzun uzun düşündükten sonra bende filmler hakkında bir blog oluşturmaya karar verdim. Bu blogda sevdigim veya sevmediğim filmleri yazmaya karar verdim. Nerdeyse günde en az 1 film izleyen bir insan olarak zor olamayacagını düşünüyorum.Sonu hayırlı olur inşallah..